Book Yapmak: Bir Yaratıcılığın Doğuşu ve Hayatın Anlamlı Dönemeci
Merhaba sevgili forumdaşlar! Bugün size, belki de birçoğumuzun hayatında önemli bir yeri olan bir konuda bir hikâye anlatmak istiyorum: Book yapmak. Ne demek bu? Kitap yazmak kadar heyecan verici, ama bir o kadar da karmaşık bir süreç. Kimi zaman kelimeler, duyguların peşinden sürükler bizi; kimisi içinse bu yolculuk, yaşamını anlamlandırmanın bir yolu olur. Benim de kalemi elime aldığımda başımda pek çok düşünce, içinde yoğun duygular barındıran bir süreç başladı. Bunu sizlerle paylaşırken, umarım siz de kendi kitap yapma yolculuğunuzu hatırlarsınız.
İşte size Book yapmanın ne demek olduğunu anlamaya çalışan, iki farklı bakış açısına sahip bir çiftin hikâyesi. Bu hikâye, aynı zamanda bu forumda sizlerle paylaşmak istediğim bir yolculuk.
Bir Kitap, İki Zihin: Emre ve Duygu’nun Hikâyesi
Emre, çözüm odaklı ve stratejik bir adamdı. Bir gün bir karar verdi: “Kitap yapacağım.” Ama bu sadece kitap yazmak değildi, Emre'nin zihninde daha büyük bir plan vardı. Yazmak, bir anlam yaratmaktı. Her şeyin net, düzgün ve mükemmel olması gerekiyordu. Kelimeler birleştirilecek, konular titizlikle seçilecek, her şey stratejik bir plan dahilinde yapılacaktı. Kitap, bir mühendislik projesiydi onun için. Belki de en fazla düşündüğü şey, kitabın satışlarıydı. Hangi kategoriye girecekti? Hangi hedef kitleye hitap edecekti? Kitabının başı ve sonu nasıl olacak, daha önemli olanı ise ilk sayfa nasıl bir etki yaratacaktı?
Emre’nin iş yapış biçimi, onun kişiliğinin bir yansımasıydı. Her şeyin baştan sona kusursuz olmasını isterdi. Bunu bir hedef olarak koymuştu; ama bazen o kadar mükemmeliyetçi oldu ki, yolda kayboldu. Yani yazmaya başladığında, ne yazdığını unutur olmuştu. Kitap yapmak, onun için hayatının her alanında olduğu gibi çok kontrollü olmalıydı. Ama bir şey eksikti: Duygu.
Duygu ise tam tersiydi. O, insanları anlamayı, onların kalbini görmeyi seven biriydi. Kitap yazmak, onun için bir keşifti. Duygu’nun kitabı, kelimelerle oynayan, okuru duygusal bir yolculuğa çıkaran bir eser olacaktı. Kitap, insanların yaşadığı duyguları, düşünceleri, sevinçleri ve acıları içeriyordu. Strateji, planlama değil, *bağ kurma*ydı Duygu’nun amacı. Kelimeler, duygularla birleşecek, insanlara “Ben de böyle hissettim!” dedirtecek bir hikâye oluşturacaktı. O, insanlara sadece bir hikâye anlatmakla kalmıyor, onların hayatlarına dokunuyordu.
Emre ile Duygu arasındaki farklar, kitaba nasıl başlayacaklarına dair kararsızlıklarını arttırıyordu. Emre, her şeyin düzenli ve mükemmel olmasını istiyordu. Duygu ise spontane ve kalpten yazmak istiyordu. Kitaplarının nasıl olacağına dair fikirleri birbirine zıt gibiydi. Ama bir noktada buluşacaklardı. Çünkü aslında ikisinin de book yapmak konusunda bir amacı vardı: Dünyaya bir şey bırakmak, insanlara dokunmak.
Yazmaya Başlamak: Birbirinden Farklı Yolculuklar
Bir gün, Emre ve Duygu, kitaplarını yazmaya karar verdiler. Emre, ilk olarak kendi yoluna gitti. Bilgisayarının başına oturdu ve yazmaya başladı. Saatlerce, günlerce, sayfalarca yazdı. O kadar dikkatliydi ki, başından sonuna kadar her şeyin mükemmel olmasını sağladı. Ama bir süre sonra, yazdığı sayfalarda bir eksiklik hissetmeye başladı. Kitabı okudukça, yazdığı şeylerin kendisini yansıtmadığını fark etti. Ne yazık ki, kitabın içindeki duygusal boşluk, o kadar derindi ki, yazdığı kelimeler hiç de beklediği gibi hissettirmiyordu.
Duygu ise, kitabı yazarken tamamen farklı bir yol izledi. Bir kahve aldı, bir köşe buldu ve duygularını kağıda dökmeye başladı. Bazen bir cümle yazarken gözleri doldu, bazen bir bölüm yazarken güldü. Kitabı yazarken, bazen yanlış yazdı, bazen hiç yapmadığı şekilde kısa cümleler kullandı. Ama her anı, yazdığı her kelime ona kalbinden bir parça bırakıyordu. Kitap, ne kadar kusursuz olmasa da, *gerçek*ti. Okuyan her kişi, kitaba dokunduğunda, Duygu’nun içindeki bir parçayı hissedebiliyordu.
Emre, bir noktada Duygu’yu dinlemeye karar verdi. Duygu, ona şunu söyledi: “Yazarken hissetmelisin, yaşamalısın. Kitap yazmak sadece kurallar ve stratejiyle değil, duygularla da ilgilidir. Kitap, kendini anlatmak, içindeki dünyayı keşfetmektir.” O an, Emre’nin gözleri açıldı. O an, yazmanın sadece bir strateji olmadığını, aynı zamanda insan ruhunun bir yansıması olduğunu fark etti.
Birleşen Yollar: Kitap Yapmanın Gerçek Anlamı
Sonunda Emre ve Duygu, farklı yollarını birleştirdi. Emre, stratejik düşünmeyi ve plan yapmayı unutmayarak kitabını yazdı. Ama bu sefer, her cümlede duygularını hissetmeye de başladı. Duygu ise, spontane yazmanın dışında, kitabını daha derli toplu hale getirdi. Kitapları ortaya çıkarken, her ikisi de birbirlerinden bir şeyler öğrenmişti. Birlikte, book yapmanın gerçek anlamını keşfettiler: Kitap yazmak, duyguları ve mantığı birleştirerek, insanlara içten bir şeyler bırakmaktı.
Hikâyenin sonunda, ikisi de şunu fark etti: Kitap yapmak, sadece bir iş ya da hedef değil, bir yaşam yolculuğuydu. Yazarken hissettiğin her an, o kitabı bir ömre dönüştürür. Herkesin farklı bir yolu olabilir; bazen çözüm ararız, bazen sadece yaşamak isteriz. Ama önemli olan, kalbimizdeki anlamı bir şekilde dünyaya aktarabilmektir.
Hikâyenin Sonunda Siz Ne Düşünüyorsunuz?
Şimdi, forumdaki sevgili dostlarım, bu hikâyeyi dinlerken aklınıza gelenleri paylaşmak ister misiniz? Sizce kitap yazmak gerçekten sadece bir strateji mi, yoksa duyguların bir yansıması mı olmalı? Bir kitap yaratma süreci hakkında nasıl bir bakış açınız var? Yorumlarınızı ve düşüncelerinizi sabırsızlıkla bekliyorum!
Merhaba sevgili forumdaşlar! Bugün size, belki de birçoğumuzun hayatında önemli bir yeri olan bir konuda bir hikâye anlatmak istiyorum: Book yapmak. Ne demek bu? Kitap yazmak kadar heyecan verici, ama bir o kadar da karmaşık bir süreç. Kimi zaman kelimeler, duyguların peşinden sürükler bizi; kimisi içinse bu yolculuk, yaşamını anlamlandırmanın bir yolu olur. Benim de kalemi elime aldığımda başımda pek çok düşünce, içinde yoğun duygular barındıran bir süreç başladı. Bunu sizlerle paylaşırken, umarım siz de kendi kitap yapma yolculuğunuzu hatırlarsınız.
İşte size Book yapmanın ne demek olduğunu anlamaya çalışan, iki farklı bakış açısına sahip bir çiftin hikâyesi. Bu hikâye, aynı zamanda bu forumda sizlerle paylaşmak istediğim bir yolculuk.
Bir Kitap, İki Zihin: Emre ve Duygu’nun Hikâyesi
Emre, çözüm odaklı ve stratejik bir adamdı. Bir gün bir karar verdi: “Kitap yapacağım.” Ama bu sadece kitap yazmak değildi, Emre'nin zihninde daha büyük bir plan vardı. Yazmak, bir anlam yaratmaktı. Her şeyin net, düzgün ve mükemmel olması gerekiyordu. Kelimeler birleştirilecek, konular titizlikle seçilecek, her şey stratejik bir plan dahilinde yapılacaktı. Kitap, bir mühendislik projesiydi onun için. Belki de en fazla düşündüğü şey, kitabın satışlarıydı. Hangi kategoriye girecekti? Hangi hedef kitleye hitap edecekti? Kitabının başı ve sonu nasıl olacak, daha önemli olanı ise ilk sayfa nasıl bir etki yaratacaktı?
Emre’nin iş yapış biçimi, onun kişiliğinin bir yansımasıydı. Her şeyin baştan sona kusursuz olmasını isterdi. Bunu bir hedef olarak koymuştu; ama bazen o kadar mükemmeliyetçi oldu ki, yolda kayboldu. Yani yazmaya başladığında, ne yazdığını unutur olmuştu. Kitap yapmak, onun için hayatının her alanında olduğu gibi çok kontrollü olmalıydı. Ama bir şey eksikti: Duygu.
Duygu ise tam tersiydi. O, insanları anlamayı, onların kalbini görmeyi seven biriydi. Kitap yazmak, onun için bir keşifti. Duygu’nun kitabı, kelimelerle oynayan, okuru duygusal bir yolculuğa çıkaran bir eser olacaktı. Kitap, insanların yaşadığı duyguları, düşünceleri, sevinçleri ve acıları içeriyordu. Strateji, planlama değil, *bağ kurma*ydı Duygu’nun amacı. Kelimeler, duygularla birleşecek, insanlara “Ben de böyle hissettim!” dedirtecek bir hikâye oluşturacaktı. O, insanlara sadece bir hikâye anlatmakla kalmıyor, onların hayatlarına dokunuyordu.
Emre ile Duygu arasındaki farklar, kitaba nasıl başlayacaklarına dair kararsızlıklarını arttırıyordu. Emre, her şeyin düzenli ve mükemmel olmasını istiyordu. Duygu ise spontane ve kalpten yazmak istiyordu. Kitaplarının nasıl olacağına dair fikirleri birbirine zıt gibiydi. Ama bir noktada buluşacaklardı. Çünkü aslında ikisinin de book yapmak konusunda bir amacı vardı: Dünyaya bir şey bırakmak, insanlara dokunmak.
Yazmaya Başlamak: Birbirinden Farklı Yolculuklar
Bir gün, Emre ve Duygu, kitaplarını yazmaya karar verdiler. Emre, ilk olarak kendi yoluna gitti. Bilgisayarının başına oturdu ve yazmaya başladı. Saatlerce, günlerce, sayfalarca yazdı. O kadar dikkatliydi ki, başından sonuna kadar her şeyin mükemmel olmasını sağladı. Ama bir süre sonra, yazdığı sayfalarda bir eksiklik hissetmeye başladı. Kitabı okudukça, yazdığı şeylerin kendisini yansıtmadığını fark etti. Ne yazık ki, kitabın içindeki duygusal boşluk, o kadar derindi ki, yazdığı kelimeler hiç de beklediği gibi hissettirmiyordu.
Duygu ise, kitabı yazarken tamamen farklı bir yol izledi. Bir kahve aldı, bir köşe buldu ve duygularını kağıda dökmeye başladı. Bazen bir cümle yazarken gözleri doldu, bazen bir bölüm yazarken güldü. Kitabı yazarken, bazen yanlış yazdı, bazen hiç yapmadığı şekilde kısa cümleler kullandı. Ama her anı, yazdığı her kelime ona kalbinden bir parça bırakıyordu. Kitap, ne kadar kusursuz olmasa da, *gerçek*ti. Okuyan her kişi, kitaba dokunduğunda, Duygu’nun içindeki bir parçayı hissedebiliyordu.
Emre, bir noktada Duygu’yu dinlemeye karar verdi. Duygu, ona şunu söyledi: “Yazarken hissetmelisin, yaşamalısın. Kitap yazmak sadece kurallar ve stratejiyle değil, duygularla da ilgilidir. Kitap, kendini anlatmak, içindeki dünyayı keşfetmektir.” O an, Emre’nin gözleri açıldı. O an, yazmanın sadece bir strateji olmadığını, aynı zamanda insan ruhunun bir yansıması olduğunu fark etti.
Birleşen Yollar: Kitap Yapmanın Gerçek Anlamı
Sonunda Emre ve Duygu, farklı yollarını birleştirdi. Emre, stratejik düşünmeyi ve plan yapmayı unutmayarak kitabını yazdı. Ama bu sefer, her cümlede duygularını hissetmeye de başladı. Duygu ise, spontane yazmanın dışında, kitabını daha derli toplu hale getirdi. Kitapları ortaya çıkarken, her ikisi de birbirlerinden bir şeyler öğrenmişti. Birlikte, book yapmanın gerçek anlamını keşfettiler: Kitap yazmak, duyguları ve mantığı birleştirerek, insanlara içten bir şeyler bırakmaktı.
Hikâyenin sonunda, ikisi de şunu fark etti: Kitap yapmak, sadece bir iş ya da hedef değil, bir yaşam yolculuğuydu. Yazarken hissettiğin her an, o kitabı bir ömre dönüştürür. Herkesin farklı bir yolu olabilir; bazen çözüm ararız, bazen sadece yaşamak isteriz. Ama önemli olan, kalbimizdeki anlamı bir şekilde dünyaya aktarabilmektir.
Hikâyenin Sonunda Siz Ne Düşünüyorsunuz?
Şimdi, forumdaki sevgili dostlarım, bu hikâyeyi dinlerken aklınıza gelenleri paylaşmak ister misiniz? Sizce kitap yazmak gerçekten sadece bir strateji mi, yoksa duyguların bir yansıması mı olmalı? Bir kitap yaratma süreci hakkında nasıl bir bakış açınız var? Yorumlarınızı ve düşüncelerinizi sabırsızlıkla bekliyorum!